Bağımlılık Hastalığı ile İlgili Aileleri Bilgilendirme

 

Genellikle yenilik arayışı, risk alma eğilimi, ruhsal stresler karşısında rahatlama ihtiyacı ya da bu stresleri protesto etme gibi amaçlarla, “bir kereden bir şey olmaz” düşüncesiyle denenerek başlanan alkol ve/veya madde kullanımı tüm dünya toplumlarında önemli bir halk sağlığı sorunu olan bağımlılığa yol açmaktadır. Bağımlılık çoğu zaman bırakmayı deneme, bırakma ve tekrar başlama süreçleriyle devam ederek kronik bir hale gelir. Ülkemiz genelinde yapılan istatistikler doğrultusunda alkol ve madde bağımlılığı yaşının çok düştüğü, sigaraya başlama yaşının 13 yaşın altına indiği belirtiliyor. Tıbbi literatürde alkol ve sigara, dilimizde uyuşturucu olarak adlandırılan bitkisel, yarı sentetik ve sentetik kimyasallarla (esrar, eroin, kokain, metamfetamin vb.) birlikte “madde” olarak tanımlanmıştır. Yani alkol ve tütün ürünleri de birer maddedir. Diğer bir deyişle bağımlılık yapıcı her ürün, ve hatta bazı tıbbi ilaçlar da tıbben birer maddedir.
En riskli dönem ergenliktir. Bunun nedeni ise ergenliğin oldukça zor, karmaşık ve çalkantılı bir dönem olmasıdır. Burada merak ve delikanlılığın getirdiği özgüven hisleri hakim olmaktadır. Ergenler aynı zamanda sosyal ortamlarda kabul görme ve kendilerini kanıtlama, isteğiyle de madde kullanımını deneyebilmektedir. Bu dönemde kimlik çatışmalarını yoğun olarak yaşayan ergenler dürtüsel davranma eğiliminde olduklarından, tehlikeli davranışlara girmekten kaçınmayabiliyorlar. Madde kullanımı da kendilerini ispat etmeye çalıştıkları bu dönemde çekinmedikleri riskli davranışlardan birini oluşturmaktadır.
Madde Kullanımı Habercisi Olabilen Belirtiler:

1.Arkadaş çevresinde değişiklik yapması ve bu yeni çevresiyle çok sık zaman geçirmesi.

  1. Duygu durumunda ani değişimlerin olması; bazen çok neşeli bazen ise depresif, huysuz, öfkeli olması. Burada önemli olan ergenlik döneminin de ani duygu durum değişimlerinin gözlemlendiği bir dönem olduğunun unutulmamasıdır.

3.Daha katı, değerlerine aykırı ya da empatiden yoksunmuş gibi davranmaya başlaması. Aile ilişkilerinden uzaklaşması, araya mesafe koyması ve iletişimini azaltması. Evde tek kalma isteğinde artış olması,

5.Talep ettiği ve harcadığı para miktarında aşırı artış olması.

6.Daha karamsar duygu ve düşüncelere sahip olması, geleceğe dair umutsuz olması.

7.Derslere ilgisinde ve başarısında düşüş gözlemlenmesi, okula devamsızlığının artması.

4.Gittiği yerleri söylemekten kaçınması.

  1. Arkadaş ilişkilerinde, sosyal uyumunda sorunlar ortaya çıkması.
  2. İştahında ve uyku düzeninde değişimler gözlemlenmesi, ara ara kriz halinde yemek yemesi, bazen çok fazla uyuması, bazen ise uykusuzluk çekmesi.

10.Kıyafetlerine, saçına ve kişisel bakımına verdiği özenin azalması.

  1. Kilo kaybı, gözlerde kızarıklık, iştahsızlık, bulantı ve kusma gibi fiziksel belirtilerin görülmesi.

Ailede bir üyenin madde bağımlısı olduğu anlaşıldığında, sıklıkla bizim toplumsal kültürümüzde aile tarafından iyi niyetli ama eksik-hatalı bazı tutumlar sergilenmektedir. Aile dışında hiç kimse ile bu konunun görüşülmemesi, aile dışında bu durumun öğrenilmesine engel olunması çabaları, bunlar arasındadır. Bunun amacı genellikle aileyi ve çocuğu korumak ve bu utanç veren sorunun, başkaları tarafından duyulmasını engellemektir.

Hem bağımlı bireyin hem de ailenin etiketlenme ve dışlanma korkusunun maalesef hala geçerli sebepleri vardır. Ancak, bu konuda toplumumuz giderek daha anlayışlı, hoşgörülü ve destekleyici olma konusunda gelişme göstermektedir. İdeal olan bu bireyin etrafında onu etiketlemelerden, dışlanma ve ötekileştirmeden koruyan tutumlardır. Bunu yaparken de bağımlı bireye madde kullanımı bakımından toplumsal değerlerin hatırlatılmasından da geri durulmamalıdır. Bu dönemde bağımlılık konusunda uzman olan psikiyatri doktorları ve terapistlerden destek alınmalıdır.

Ailenin sergilediği diğer bir tutum; bu tıbbi sorunun kısa bir zaman içinde düzeltilmesi gerektiğidir. Aileye göre, bağımlı olan çocukları kısa bir zaman içinde ailenin desteği ile bağımlılıktan kurtulacak ve normal yaşama geri dönecektir. Aile üyeleri birbirlerini ve bağımlı üyeyi destekleyecek ve başarılı olunacaktır. Ancak bu hayalî karar ve düşüncelerin gerçekleşemediği bir süre sonra öğrenilir. Böylece sorun giderek daha büyür, önemli paralar harcanır, fiziksel ve ruhsal birçok yük gelişir. Nihayet meselenin tıbbi bir durum olduğu, biyolojik yönünün varlığı, profesyonel tıbbi ve danışmanlık desteğinin alınması gerektiği anlaşılır. İşte bu dönem genellikle ailenin tedavi için başvurduğu dönemdir.

Şüphesizdir ki tıp profesyonellerinin bu halk sağlığı sorununu tedavi etmesi öncesinde, başta devlet kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarına özellikle bağımlılığı önlemede önemli bir görev düşmektedir. Ayrıca, bağımlılık yaşayan bireylerin erkenden tedaviye ulaşmalarında da bu kuruluşlarımız toplumumuza öncülük etmelidir.

Write a comment:
*

Your email address will not be published.