Bağımlılık, bireyin madde ya da alkolü tekrar tekrar kullanımı sonucu gelişen ve yoksunluğunu aşmak sebebiyle devamlı kullanımın olduğu biyolojik ve psikolojik bir bozukluktur.
Joan Jackson’un 1950’li yıllarda adsız alkoliklerle yaptığı çalışmalarda tüm ilgi ve çözüm yollarının sadece alkol kullanım bozukluğu olan bireyle ilgili olmasının yeterli olmadığı ve bu ilginin aile üyelerine doğru kayması gerektiğini fark etmesiyle bağımlılık tedavi süreci çok boyutlu ve birliktelik içeren bir hale bürünmüştür. Jackson’un bu bakış açısı “eş bağımlılık” kavramının doğmasına neden olmuştur.
Eş bağımlılık son yıllarda oldukça popüler olmuş bir kavramdır. Bağımlılar genellikle sorumluluklarını başkalarına devretme eğilimindedirler. Eşler, anne-babalar veya çocuklar daha “iyi” olsalardı uyuşturucu madde kullanımının olmayacağı bağımlı tarafından vurgulanır. Eş-bağımlı ise bağımlılık sürecinin doğasını yadsıma eğiliminde olduğu için, bağımlı tarafından bildirilen bu mazeretleri kabul eder ve akla uygun hale getirir. Bağımlının bu sorunu daha fazla çevreye yansıtması ile birlikte, bağımlıya karşı kendilerini daha fazla sorumlu hissederler ve bu suçluluk duygusu bağımlılık davranışının sürmesine hizmet etmeye başlar. Aile de suçluluk hissiyle sorumlunun kendileri olduğunu düşünüp bağımlının istediği şekilde davranmaya başlar. Hatta bazen uyuşturucu madde bile temin edebilir. Bu da bağımlılığın pekişmesine neden olur. Bir eş-bağımlılık sıklıkla psikiyatrik sorunların gelişmesine neden olmaktadır. Uyum bozukluğu, anksiyete bozukluğu, depresyon en sık görülen bozukluklardandır.
Bu nedenle ailenin bu konuda destek olması, kendi hayatından taviz vermemesi ve bağımlılığı sürdüren hatalı tutumlarının farkına varması oldukça önemlidir.
Klinik Psikolog Gülşah Tekmil Işın.

Write a comment:
*

Your email address will not be published.